İngilizce Kısa Hikayeler ve Türkçeleri

Herkes bol pratik yapmanın, yabancı bir dil öğrenmede en faydalı yöntem olduğunu söyler. Ne kadar çok alıştırma yaparsanız ve kelime dağarcığınıza ne kadar fazla yeni kelime eklerseniz, o dile olan hakimiyetiniz de bir o kadar fazla olacaktır.

Özellikle İngilizcenizi geliştirmek ve zorlanmadan kullanabilmek için bu pratiklerin faydası oldukça yüksektir. Ancak bir sorun var gibi: Alıştırma yapmak önemli tamam, ama kimle, neyle ve nasıl olacak? Her istediğinizde konuşabileceğiniz birini bulmak zor, o hâlde İngilizce hikâyeler ile çalışarak dil öğreniminizi çok daha kolay ve eğlenceli bir hâle dönüştürebilirsiniz.

Kısa İngilizce Hikâyelerin Faydaları Neler?

Bir dili tam anlamıyla bilmeniz, sadece dil bilgisi kuralları ve kelime öğrenerek mümkün olmaz. Kendinizi okuma, anlama, dinleme ve yazma konularında da geliştirmeniz gerekir. Bu nedenle, İngilizce öğrenmeye çalışan kişiler için İngilizce metin örnekleri, göz ardı edilmemesi gereken bir kaynaktır ve faydaları saymakla bitmez.

  • Kısa okuma parçaları, öğrendiğiniz tüm İngilizce gramer konularını ve kurallarını daha iyi pekiştirebilmeniz konusunda oldukça yardımcıdır.
  • Hızlı okuma ve okuduğunuzu anlama kabiliyetinizi daha ileri seviyelere taşıyabilmede İngilizce kısa hikâyeler ile pratik yapılabilir.
  • Her gün en az bir iki tane kısa İngilizce hikâye üzerinde çalışarak, bilmediğiniz kelimeleri öğrenebilir, metin içerisinden anlamlarını çıkartmayı deneyebilir ve sınav hazırlığı yaparken çalışma metni olarak kullanabilirsiniz.

İngilizce Hikâyelere Örnekler

İngilizce dil bilgisi seviyenize göre farklı zorluk seviyelerine sahip İngilizce Türkçe hikâyeler sayesinde alıştırma yapabilirsiniz. Başlangıç için daha kısa parçaları tercih edebilir, zaman geçtikçe metinlerin uzunluğunu artırarak devam edebilirsiniz.

The Sisters

The little sisters went into the room to play at ball.

“We must be careful not to wake the white cat,” the tall one said, softly.

“Or to spoil the roses,” the fat one whispered;

“But throw high, dear sister, or we shall never hit the ceiling.”

“You dear children,” thought the white cat,

“Why do you come to play here at all? Only just round the corner are the shady trees, and the birds singing on the branches, and the sunshine is flecking the pathway. Who knows but what, out there, your ball might touch the sky? Here you will only disturb me, and perhaps spoil the roses; and at best you can but hit the ceiling!”

Türkçesi – Kız Kardeşler

Küçük kız kardeşler top oynamak için odaya girdiler.

“Beyaz kediyi uyandırmamaya dikkat etmeliyiz,” dedi uzun boylu olan usulca.

“Ya da gülleri mahvetmemeye” diye fısıldadı şişman olan;

“Ama yükseğe fırlat, sevgili kız kardeşim, yoksa asla tavana vuramayacağız.”

“Siz sevgili çocuklar” diye düşündü beyaz kedi,

“Neden buraya oynamaya gelirsiniz? Gölgeli ağaçlar, dallarda şarkı söyleyen kuşlar sadece köşeyi dönünce ve güneş ışığı patikayı bürüyor. Kim bilir ama, dışarıda, topunuz gökyüzüne dokunabilir mi? Burada sadece beni rahatsız edeceksiniz ve belki de gülleri mahvedeceksiniz ve yapabileceğinizin en iyisi tavana vurmak!”

Little Red Riding Hood

Little Red Riding Hood lived in a wood with her mother. One day Little Red Riding Hood went to visit her granny. She had a nice cake in her basket. On her way Little Red Riding Hood met a wolf.

“Hello!” said the wolf. “Where are you going?”

“I’m going to see my grandmother. She lives in a house behind those trees.”

The wolf ran to Granny’s house and ate Granny up. He got into Granny’s bed. A little later, Little Red Riding Hood reached the house. She looked at the wolf.

“Granny, what big eyes you have!”

“All the better to see you with!” said the wolf.

“Granny, what big ears you have!”

“All the better to hear you with!” said the wolf.

“Granny, what a big nose you have!”

“All the better to smell you with!” said the wolf.

“Granny, what big teeth you have!”

“All the better to eat you with!” shouted the wolf. A woodcutter was in the wood. He heard a loud scream and ran to the house. The woodcutter hit the wolf over the head. The wolf opened his mouth wide and shouted and Granny jumped out. The wolf ran away and Little Red Riding Hood never saw the wolf again.

Türkçesi – Kırmızı Başlıklı Kız

Küçük Kırmızı Başlıklı Kız annesiyle birlikte bir ormanda yaşardı. Bir gün Küçük Kırmızı Başlıklı Kız büyükannesini ziyarete gitti. Sepetinde güzel bir kek vardı. Yolda Küçük Kırmızı Başlıklı Kız bir kurtla karşılaştı.

“Merhaba!” dedi kurt. “Nereye gidiyorsun?”

“Büyükannemi göreceğim. O ağaçların arkasındaki bir evde yaşıyor.”

Kurt, büyükannenin evine koştu ve büyükanneyi yedi. Büyükannenin yatağına girdi. Biraz sonra, Küçük Kırmızı Başlıklı Kız eve ulaştı. Kurda baktı.

“Büyükanne, ne büyük gözlerin var!”

“Seni daha iyi görmek için!” dedi kurt.

“Büyükanne, ne büyük kulakların var!”

“Seni daha iyi duymak için!” dedi kurt.

“Büyükanne, ne kadar büyük bir burnun var!”

“Seni daha iyi koklamak için!” dedi kurt.

“Büyükanne, ne kadar büyük dişlerin var!”

“Seni daha iyi yemek için!” diye bağırdı kurt. Ormanda bir oduncu vardı. Yüksek sesle bir çığlık duydu ve eve koştu. Oduncu kurdu başının üzerinden vurdu. Kurt ağzını geniş açtı ve bağırdı ve Büyükanne dışarı fırladı. Kurt kaçtı ve Küçük Kırmızı Başlıklı Kız, bir daha kurdu görmedi.

The Broken Horse

Tina was a 6 years old cute girl. She is very fond of wooden toys, especially she had a beautiful wood horse gifted by her uncle when she was 2 years old. The wooden horse has been her close pal and her pet. She has a 9 years old brother. She went on a vacation to a nature resort in the woods with her family. She carried the wooden horse with her. She enjoyed her holiday with her family in the woods. While she was packing things with her brother as they planned to return home, the wooden horse fallen down and one of the legs were broken. Tina was too sad and silently cried for her horse. She was very upset. They packed all things and left the woods. Entire family tried to cheer up the sweet little girl, but Tina was so silent, very upset. Tina’s brother tried to console her a lot.

They had a break for lunch and Tina refused to eat. Her momma requested her to eat food, she ate a very little amount of food. While others were eating, she sat quietly in their car. Her brother came to her and kissed her cheek, told her,

“Tina dear, don’t worry, don’t get upset dear. It is only a wooden toy. The horse doesn’t have a life like us and it is just a lifeless thing. Don’t be so sad for the broken leg. Even if the horse loses its tail, it won’t be hurting the horse. Even if all four legs are broken, the wooden horse remains same. Even if the horse loses its head, it won’t be painful. I will buy a new wood horse for you!”

Tina replied, ‘You think it doesn’t matter that a leg of my pet toy was broken?’

Her brother replied, ‘Yes dear!’

Tina replied, ‘Yes brother you are right. It won’t be a major issue for you even if the horse is broken into pieces at this age. But if you are in my age, if you had a pet like I had, you will feel how painful it would be to even if a small part of horse is broken!’

Her brother left silently!

Türkçesi – Kırık At

Tina 6 yaşında sevimli bir kızdı. Tahta oyuncaklara çok düşkündü, özellikle 2 yaşındayken amcası tarafından hediye edilen güzel bir tahta atı vardı. Tahta at, onun yakın arkadaşı ve evcil hayvanı olmuştu. 9 yaşında bir abisi vardı. Ailesiyle birlikte ormanda bir doğa tesisine tatile gitti. Tahta atı yanında taşıdı. Tatilinde ailesiyle birlikte ormanda eğlendi. Eve dönmeyi planladıkları üzere kardeşi ile eşyaları toplarken tahtadan at düşmüştü ve bacaklarından biri kırılmıştı. Tina çok üzüldü ve sessizce atı için ağladı.

Çok mutsuzdu. Her şeyi topladılar ve ormandan ayrıldılar. Bütün aile tatlı küçük kızı neşelendirmeye çalıştı, ama Tina çok sessiz, çok üzgündü. Tina’nın kardeşi onu çok fazla teselli etmeye çalıştı.

Öğle yemeği için mola verdiler ve Tina yemek yemeyi reddetti. Annesi yemek yemesini istedi, çok az miktarda yemek yedi.

Diğerleri yemek yerken sessizce arabanın içinde oturdu. Abisi onun yanına geldi ve yanağını öptü, ona dedi ki,

“Tina canım, endişelenme, üzülme canım. Bu sadece bir tahta oyuncak. Atın bizim gibi bir hayatı yok ve bu cansız bir şey. Kırılan bacak için çok üzülme. At kuyruğunu kaybetse bile, bu atı incitmeyecek. Dört bacağın tamamı kırılsa bile tahta at aynı kalır. At kafasını kaybetse bile, acı vermez. Senin için yeni bir tahta at alacağım!”

Tina, “Evcil hayvan oyuncağımın bacağının kırılmasının önemli olmadığını mı düşünüyorsun?” diye cevapladı.

Kardeşi, “Evet canım!” diye yanıtladı.

Tina cevapladı, ‘Evet abi haklısın. At parçalara ayrılsa bile, senin için bu yaşta önemli bir sorun olmayacak. Ama benim yaşımdaysan, benim olduğu gibi bir evcil hayvanın varsa, atın küçük bir kısmı kırılsa bile bunun ne kadar acı verici olacağını hissedeceksin!”

Erkek kardeşi sessizce ayrıldı!

The Forty – Fifth Floor

Three men came to New York for a holiday. They came to a very large hotel and took a room there. Their room was on the forty-fifth floor. In the evening friends went to the theatre and came back to the hotel very late.

“I’m very sorry,” said the clerk of the hotel, “but the lifts don’t work tonight. If you don’t want to walk up to your room, we shall make beds for you in the hall.”

“No, no,” said one of the friends, “no, thank you. We don’t want to sleep in the hall. We shall walk up to our room.”

Then he turned to his friends and said: “It’s not easy to walk up to the forty-fifth floor, but we shall make it easier. On the way to the room I shall tell you some jokes; then you, Andy, will sing us some songs; then you, Peter, will tell us some interesting stories.”

So they began walking up to their room. Tom told them many jokes; Andy sang some songs. At last they came to the thirty-sixth floor. They were tired and decided to have a rest.

“Well,” said Tom, “now it’s your turn, Peter. After all the jokes, I would like to hear a sad story. Tell us a long and interesting story with a sad end.”

“The story which I’m going to tell you,” said Peter, “is sad enough. We left the key of our room in the hall.”

Türkçesi – Kırk Beşinci Kat

Üç erkek tatil için New York’a geldi. Çok büyük bir otele geldiler ve orada bir oda tuttular. Odaları kırk beşinci kattaydı. Akşam olduğunda arkadaşlar tiyatroya gittiler ve otele çok geç döndüler.

“Çok üzgünüm,” dedi otel sorumlusu, “ancak asansörler bu gece çalışmıyor. Eğer odanıza çıkmak istemezseniz, salonda sizin için yataklar yapacağız.”

“Hayır, hayır!” dedi arkadaşlardan biri, “hayır, teşekkür ederim. Salonda uyumak istemiyoruz. Odamıza çıkalım.”

Sonra arkadaşlarına döndü ve: “Kırk beşinci kata çıkmak kolay değil, ama daha kolay hâle getireceğiz. Odaya giderken size bazı şakalar anlatacağım; sonra sen, Andy, bize şarkı söyleyeceksin; sonra sen, Peter, bize ilginç hikayeler anlatacaksın.”

Böylece odalarına çıkmaya başladılar. Tom onlara birçok şaka yaptı; Andy bazı şarkılar söyledi. Sonunda otuz altıncı kata geldiler. Yoruldular ve dinlenmeye karar verdiler.

“Peki,” dedi Tom, “şimdi sıra sende, Peter. Tüm şakalardan sonra hüzünlü bir hikâye duymak isterim. Bize üzücü bir sonu olan uzun ve ilginç bir hikâye anlat.”

“Size anlatacağım hikâye” dedi Peter, “yeterince üzücü. Odamızın anahtarını salonda bıraktık.”

 

Genç Akademi
05 Şubat 2020

Bizi sosyal medyada takip edin, gelişmelerden ve kampanyalardan haberdar olun.

facebook.com/GencAkademiTR instagram.com/gencakademi_/ youtube.com genc-akademi.tumblr.com

T.c. Milli Eğitim Bakanlığı Milli Eğitim Bakanlığı Onaylı

e-bülten
Kampanyalardan haberdar olmak istiyorum.