Etiket arşivi ümraniye lys kursu

ileGenç Akademi

KENDİNİZİ SÜREKLİ GELİŞTİRİN

Başarılı olmanızın en önemli yolu, kendinizi sürekli olarak geliştirmenizdir. Bunu tıpkı olimpiyatlara hazırlanmak gibi düşünebilirsiniz. Kendinizi bir olimpiyat sporcusunun geliştirdiği gibi geliştirmenin kanıtlanmış yedi yoluna hep beraber bakalım…

Sürekli gelişim nasıl sağlanır?

Başarılı olmanızın en önemli yolu, kendinizi sürekli olarak geliştirmenizdir. Kendinizi geliştirmeniz, yüksek başarı sağlayan insanlarda çok bulunan, kişinin kendisine güvenmesi olarak adlandırılan duyguyu artıracaktır. Kendinizi geliştirmek, evinizi temizlemeye benzer, evinizi temizlemeyi bırakırsanız her taraf toz kir içinde kaldığı gibi, gelişmek için çaba göstermezseniz körelirsiniz. İstediğiniz başarıya ulaşmak için, var olan yeteneklerinizi ortaya çıkartıp geliştirmelisiniz.

Yetenek, performansınızı geliştiren; ilişkileriniz, becerikliliğiniz, süreç, sistemler veya bir konu hakkındaki bilginiz gibi herhangi bir şey olabilir.

Olimpiyat sporcuları, gelişimine yönelik yapılan sürekli çalışmanın ve var olan yeteneğin ortaya en in iyi şekilde kullanılmasının birer örnekleridir.

Kendinizi bir olimpiyat sporcusunun geliştirdiği gibi geliştirmenin kanıtlanmış sekiz yoluna hep beraber bakalım.

1. Performansınız Hakkında Geri Bildirim İsteyin

Kendinizi geliştirmek için yaptığınız çalışmalar hakkında, etrafınızdakilerden hatta hiç tanımadıklarınızdan hakkınızda yorum isteyin. Bazen, alacağınız yorumlar canınızı sıksa da gerçekler ile yüzleşmekten korkmayın. Hakkınızdaki olumsuz yorumlar sizi daha da motive etsin ve olumsuz yorumları olumluya çevirmek için daha fazla çalışın. Hakaret içermediği sürece her türlü yorumu dikkate alın.

2. Küçük Adımlar Atın

Roma bir günde inşa edilmedi, aynı şekilde gelişimininiz de bir günde olmaz. Başlangıç olarak, yeni bir beceri, yeni bir araç veya yeni bir bilgi alanı ile başlayın. Bunu da alışkanlık haline gelene kadar kullanın. Alışkanlığınız oluştuğu zaman gelişim kendi kendine ilerleyecektir.

3. Konuştuğunuzdan Çok Dinleyin

Mark Twain’in ne dediğini unutmayınız, “Dinlemekten çok konuşmamız gerekseydi iki ağızımız ve bir kulağımız olurdu.” Dinlediğiniz zaman öğrenirsiniz ve diğer insanlara gözüken zayıf noktalarınıza önlem alırsınız. Bir organizasyonda, pozisyonunuz yükseldikçe daha çok dinlemelisiniz.

4. Bir Kere Oluşturun ve Her Zaman Kullanın

Yapacağınız bir iş, sık yaptığınız bir rutin ise, (biraz basit bir örnek olsa da mailinizdeki imzanızı otomatiğe bağlamak gibi) hem zamandan kazanmak hem de uzun süreli tutarlılığınızı artırmak için, bir kontrol listesi, form veya şablon oluşturunuz. Kısacası rutinleri otomatiğe bağlama veya basitleştirmeyi denemeniz yararınıza olacaktır.

5. Yaptığınız İşte İzlediğiniz Yolu İyi Analiz Edin

Her işi bitirdikten sonra kendinize “Neyi Durdurayım, Başlatayım ve Tutayım” sorusunu sorunuz. İzlediğinizin yolun analizi; iyi geçmeyen kısımları tanımlayın, yapmadığınız ama yardımcı olacak şeyleri belirleyin ve işinize yarayan şeyleri belirleyin. Bir başka seferde, analiziniz işinizi oldukça kolaylaştıracaktır. Performansınızı durmadan geliştirmek, yeteneklerinizin gelişmesi için çok iyi bir yoldur, iyiyi mükemmele çevirir.

6. Doğru Soruları Sorun

Sorularınıza(kendinize sorduğunuz veya diğer insanlara sorduğunuz) verilen cevapları değiştirmenin en hızlı yolu, sorduğunuz soruyu değiştirmektir. Bir hususta yardım alabilmek için, ilk önce neye ihtiyacınız olduğunu çok iyi tespit edip, diğerlerine sormanız gerekir. Doğru soruyu sormak, her zaman daha iyi cevap almanıza neden olur.

7. Kararlı Olun

Aldığınız kararların arkasında durun. Kararınızın mükemmel olmaması sizi etkilemesin. Unutmayın iyi kararlar, tecrübelerden gelir ve kötü kararlardan da çok tecrübe kazanırsınız. Yine de tecrübe olur diye bile bile kötü karar almamak gerekir.

Sizde bugün başlayın, gidin ve kendi altın madalyanızı kazanın!

Kaynak: Inc.com

ileGenç Akademi

TEOG HAZIRLIK KURSU

Öğrencilerin hayatlarında bir kere girecekleri bu önemli sınavda işinizi şansa bırakmayın.

Öğrencilerimizi Türkiye’de ilk olan EĞİTİM KOÇLUĞU SİSTEMİ ile Teog sınavına hazırlıyoruz.

5 ana dersten(Türkçe, Matematik, Fen Bilimleri, İnkılap Tarihi, Yabancı Dil) haftada 16 saat süren yoğun eğitim ve birebir ilgi ile TEOG sınavında %100 başarı.

Öğrenci bugün en iyi dershaneye gittiğinde yıllık 500 saat en iyi koleje gittiğinde ise yıllık ortalama 700 saat ders alıyor.

Eğitim koçluğu sistemi ile yıllık 1000 saate yakın eğitim veriyoruz. Haftada tam 16 saat yoğun bir programla ve birebir ilgi ile öğrenciye TEOG sınavına hazırlıyoruz.

7. sınıf öğrencilerine ders notlarını yükseltmeye yönelik bir eğitim programı uygulanıp, not ortalamasını yükseltiyoruz.

8. sınıfta ise yoğun bir çalışmayla TEOG sınavına hazırlayıp aynı zamanda ders notlarını yükseltmede yardımcı oluyoruz.

TEOG NEDİR?

( TEMEL EĞİTİMDEN ORTAÖĞRETİME GEÇİŞ SİSTEMİ )

Teog 8. sınıf öğrencileri için yapılan 12 merkezi ortak sınavın kısa adıdır. Merkezi ortak sınavın yapılacağı dersler;

Türkçe
Matematik
Fen ve Teknoloji
T. C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük
Yabancı Dil
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi

Teog merkezi ortak sınavlar kapsamında;

* 1. dönem 6, 2. dönem 6 olmak üzere toplam 12 ortak sınav yapılmaktadır.
* 3 yazılısı olan derslerin 2., 2 yazılısı olan derslerin 1. yazılısı ortak yapılmaktadır.
* Her ortak sınavda 20 soru sorulmakta ve bu sorular çoktan seçmelidir.
* 1. Teog ortak sınavları 2014 yılında Kasım ayı son haftasında 2. Teog sınavları ise Nisan ayı son haftasında yapılmıştır.
* Teog ortak sınavları hafta içi iki günde yapılmaktadır. Öğrenciler her gün 3 sınava girmektedirler.
* Türkçe, Matematik, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 1. gün,
* Fen ve Teknoloji, T. C. İnkılap tarihi, Yabancı dil 2. gün yapılmaktadır.
* Sorular sınav öncesinde işlenen konulardan çıkmaktadır.
* Önceki yıllarda yapılan sınavlardan farklı olarak yanlış yapılan sorular doğru soruları götürmemektedir.
* Her öğrenci olağan üstü haller haricinde kendi okulunda sınava girmektedir.
* Geçerli bir mazeret nedeni ile sınava giremeyen öğrencilere mazeret sınavı yapılmaktadır.
* Mazeret sınavları her okulda değil Milli Eğitim Müdürlüklerince belirlenecek okullarda yapılmaktadır.

Teog Merkezi Ortak Sınavlarının Değerlendirilmesi;

* Her ortak sınav 100 üzerinden puanlandırılmaktadır. Tıpkı okulda girmiş olduğumuz yazılılar gibi.
* Her soru 5 puandır. ( Sınavda iptal edilen soru yoksa )
* Merkezi ortak sınav puanı 700 üzerinden
* Yerleştirmeye esas paun ise 500 üzerinden hesaplanmaktadır.
* Yerleştirmeye esas puanın %30’nu 6. 7. ve 8. sınıf ortalamaları
* % 70’ini ise merkezi ortak sınav puanı belirlemektedir.

 

KURS İÇERİĞİ

Kişiye özel birebir eğitimler

Soru çözümleri

Eğitim koçluğu

Etkin rehberlik

Sınavlar

ileGenç Akademi

ETKİLİ KONUŞMA VE SUNUM TEKNİKLERİ

İyi Bir Konuşmacının Özellikleri nelerdir? Nasıl iyi konuşmacı olunur? Konuşmak bir sanat. Bu sanata uygun bir konuşma metni hazırlamak ve sunmak önemli.

Konuşmacı görsel bir öğedir:

Toplantıya katılan kişiler anlatılacakları dinlemeye gelmişlerdir. Ancak unutulmamalıdır ki nasıl konuşma sırasında kullanılacak slayt, video, multi-medya benzeri araçlar birer görsel araçtır, hoşumuza gitsin ya da gitmesin sunucu da tam anlamıyla görsel bir araçtır.İlk gördüğünüz bir kişiyi siz nasıl incelerseniz,toplantı salonuna girdiğiniz andan itibaren siz de aynı şekilde incelenirsiniz.

Sunuşun içeriğini bir tarafa bırakırsak, dinleyiciler bir sunucuyu 4 yönden ciddi olarak incelerler.

Görünüş, vücut hareketleri, mimikler ve konuşma.

• sorulara ve itirazlara yanıt verebilecek yetkinlikte Konusuna hakim;
• Ciddi
• saygılı Nazik ve
• Soğukkanlı
• Hazırlıklı ve planlı
• Gözlemci
• kontrolü altında tutabilen Konuşma ortamını
• iletişim halinde olan, onun nabzını tutabilen Dinleyiciyle
• farkedip dikkati tekrar kendisine ve Dinleyicisinin yorulduğu anları konuşmasına çekebilen
• Giyimi özenli

Görünüş – giysi

Sunucu bakımlı fakat gösterişten uzak olmalıdır. Sunucunun kıyafeti dinleyenlerin kıyafetinden çok farklı olmamalıdır. Giysi renklerinin dinleyicileri etkilediği saptanmıştır. Hem erkek hem kadınlarda koyu renk kıyafetler tercih edilmelidir. Koyu renk bilgili kişi izlenimi yaratır. Pastel ve açık renkler bunun tersi izlenimi vermektedir. Kadınlarda açık ayakkabı ve yüksek topuk kullanılmasının da bilgiye güven konusunda olumsuz etki,ayakkabı kalitesinin ise ilginç bir şekilde dinleyiciler üzerinde olumlu etki yaptığı anlaşılmıştır.

Sunucu salona girdikten sonra hızla kürsü arkasına geçerek dinleyicilerden saklanmamalıdır. Hiç olmazsa toplantının başında dinleyicileri tarafından baştan aşağıya bir kez görünmelidir.

• Duruş ve oturuşu saygılı, kendinden emin

Vücut hareketleri

Etkili bir sunuşta dinleyici karşısındaki duruşunuzun önemli yeri vardır. Çoğu sunucular ne yazık ki kürsüde kendilerine rahat bir yer seçemezler. Diken üzerinde duruyormuş gibi görünürler. Huzursuzdurlar. Ya kürsüde saatin sarkacı gibi bir o yana bir bu yana sallanırlar ya da çivi gibi yerlerinde çakılıp dururlar.

Sunuş sırasında aşırı vücut ve el hareketlerinden kaçınılmalıdır. Bu hareketleri alışkanlık haline getirenlerin toplantı öncesinde videoya kayıt yaparak veya ayna karşısında kendilerini izlemeleri önerilmektedir. Sunucu konuşmayı yaptığı kürsüye abanmamalıdır. Kürsüye doğru hafif eğilinebilir. Sürekli tek ayak üzerinde durup aralıklarla ayak değiştirmek sinirlilik işaretidir.

Jest ve Mimikler

Doğal biçimde yapılırsa konuşmaya canlılık katar. Özellikle vurgulanmak istenen noktalarda yardımcı olur. Jest ve mimikler önceden planlanmaz. Konuşmanın havasına göre kendiliğinden ortaya çıkar. Abartılı ve yapay olanlar yarardan çok zarar verir.

Eller

Sunuş sırasında eller sürekli sorun olur. Ellerini ne yapacağını bilemeyen kişiler bazen ceplerine sokarlar, bazen elbiselerinin üzerinde var olmayan tozları kovalayıp dururlar. Burun ve kulak kaşımak çok yaygın alışkanlıklardır. Bunlardan kaçınmak için kendinizi eğitin.Ellerinizi unutmaya çalışın Ellerinizle hiç bir şey yapmak zorunda olmadığınızı bilin. Serbest olarak bedeninizin yanlarında dursunlar. Konuşmanın içeriği ile paralel olmak üzere, bazı kişiler izleyenleri etkilediklerini düşünerek ellerini çok kullanırlar. Bazı toplumlarda bu olay adeta geleneksel özellik gösterir. Buna hiç alışık olmayan insanlar içinse olay çok komik gözükmektedir.

Bir konuşma metni ne kadar ustaca hazırlanmış olursa olsun etkili bir şekilde sunulmazsa verilen emekler boşa gider. Konuşmaya yaşam kazandıracak, onu dinleyicinin kafasına ve ruhuna ulaştıracak olan şey sunuşun biçimidir. Başarılı bir sunuşta pek çok faktör rol oynar. Bunların başında konuşmacının kendisi gelir.

• hakim Konuştuğu dile
• Sözcüklerini seçerek kullanan ve yerinde
• teknik Yöresel sözcüklere, argoya ve aşırı terimlere konuşmasında yer vermeyen
• kuran Kısa, açık ve etkili cümleler
• hatasız Diksiyonu ve telaffuzu
• Çok hızlı ya da çok yavaş konuşmayan, sözcükleri yuvarlamayan veya aşırı derecede seslendirmeyen. Konuşmacının sözcükleri söyleme hızının farkında olması ve bunu kontrol etmesi gerekir. Konu karmaşık olduğu zaman konuşma hızı düşürülmelidir.
• yerinde kullanan, duygusal tonlamaya dikkat eden Vurgu ve tonlamaları Sesiniz tutumunuzu, duygularınızı ve iç durumunuzu yansıtır. İç dünyanızın bir aynasıdır.
• tonunu etkili kullanan, çok alçak ya da çok yüksek sesle Ses konuşmayan Yüksek ses, fikirleri vurgulamak amacıyla etkili biçimde kullanılabilir. Buna karşılık, gereksiz yere sesi yükseltmek mesajdan çok şey götürebilir ve dinleyicileri kızdırabilir. Öte yandan bazı insanlar çok yumuşak konuşur. Sanki odada dinleyicilerin olduğunun farkında bile değildirler.Ses hacmi ya da tonunda hiçbir değişiklik olmadığından bunların konuşma biçimleri monotondur. Sonuç olarak dinleyiciler hayallere dalıp uyuklayabilir ya da sinirlenebilir.
• kullanabilen Süreyi etkin ve doğru
• Sorulara saygıyla yanıt veren ve dikkatle
• yapmış olan Konuşmadan önce mutlaka prova konuşmacı, iyi bir konuşmacıdır.

Sunuşun provasını yapma

Çok sayıda sunuş yapmış deneyimli kişiler zamanla prova yapmadan da başarılı olacaklarını düşünmeye başlarlar. Kesinlikle provasız sunuş yapılmamalıdır. Bir kaç kez sunduğumuz bir konuyu bile provasız sunmaya kalkmak hatadır. Bir konuyu iyi bilmekle, onu iyi sunmak farklı şeylerdir. Sunuş planı gereğince hangi noktada neyin ön plana alınacağı veya ne zaman hangi örneğin verilmesi gerektiği gibi konular zamanla unutulur.

Konuyu iyi bildiğini düşünen kimseler, yine zamanla, notlarına hiç bakmadan da iyi anlatacaklarını düşünürler. Deneyimler göstermiştir ki bu durumda, anlatılan konunun belki en can alıcı kısımları unutulabilmektedir. Provasız sunuş alışkanlığı sunuşta kullanılan teknik yardımcıların da sunuş öncesi kontrol edilmemesi alışkanlığına kolaylıkla dönüşeceği için kaçınılmaz olarak sürpriz aksilikler olacaktır.

Konuşma metnini aklınızda tutacak kadar çalışın (ezberlenmesi gerekmez). Rahat ve sohbet eder gibi konuşmak yapaylığı azaltır, tek tek dinleyicide sanki kendisine anlatılıyormuş gibi bir duygu yaratır.

Konuşma Türleri

1.Açılış ve tören konuşması: Başlatma, sunma amaçlı, kısa, bilgi verici konuşmalardır. Çok kısa tutulmalı, asıl konuşmacılara ya da törene hemen geçilmesi sağlanmalıdır. Bu tür konuşmaların yapılmasında amacın dinleyici/izleyici topluluğunu toplantıya ya da törene hazırlamaktan ibaret olduğu unutulmamalıdır.

2.Söyleşi: Radyo, televizyon gibi yayın organlarında, dinleyici/izleyiciyi aydınlatmak, bilgilendirmek, eğitmek ve eğlendirmek amacıyla yapılan, süresi sınırlandırılmış konuşmalardır. Birden fazla konuşmacı belirli bir süreyi paylaşabileceği gibi süre tek konuşmacı tarafından da kullanılabilir. Bu tür konuşmalarda konu önceden belirlenmiştir ve dinleyiciyi sıkmayacak bir akışa sahiptir. Söyleşi türü konuşmalara her türden dinleyiciye seslenmek için başvurulabilir. Konuşmanın renklenmesini sağlayacak fıkralara, şiirlere, anılara, yaşantılara, alıntılara yer verilir. Öznel ve duygusal bir tavır sergilenebilir. Hazırlıklılık ve birikim esastır.

3.Bilimsel konuşma: Panel, açık oturum, konferans gibi bilimsel amaçlı toplantılarda gerçekleştirilen, konuyla ilgili bir topluluğa belirli bir bilginin aktarılmasını amaçlayan, konusunun uzmanı kişiler tarafından yapılan konuşmalardır. Nesnellik, planlılık, ciddiyet, bilimsellik, hazırlıklılık esastır.

4.Söylevler (Nutuk): Geniş halk kitlelerini belirli bir duygu doğrultusunda harekete geçirmeyi, coşturmayı, bir konuda ikna etmeyi amaçlayan etkili konuşmalardır. Askeri, akademik, siyasal, dinsel, hukuksal içerikli olabilir. Karşıt düşünceyi çürütmek, savununlan düşünceyi olabildiğince etkili bir şekilde kanıtlamak, amaçtır. Konuşmacının topluluk karşısında etkin konuşabilme gücüne sahip, hitap ettiği kitle tarafından sevilen ve sayılan, lider karakterli, sesini, jest ve mimiklerini güçlü ve etkili bir şekilde kullanabilen bir kişi olması gerekir.

ileGenç Akademi

BEYNİNİZİN EN YARATICI OLDUĞU ZAMANLAR

İnsanların en yaratıcı fikirlerini çamaşır yıkarken,ütü yaparken ya da yemek yerken bulduğunu biliyor muydunuz? Peki bunun sebebi sizce nedir? Vücudunuz otomatik bir işe odaklandığı zaman beyniniz yeni nöral bağlantılar oluşturmaya başlar ve buda yaratıcılığınızı arttırır..Manoush Zomorodi, beyin ve yaratıcılık arasındaki etkileşimi arttırmak için sıkıldığınız işleri yapmayı ve sevmeyi bakın nasıl anlatıyor..

ileGenç Akademi

HIZLI OKUMAK İSTEYENLERE ÖNERİLER

Ne kadar hızlı okuyorsunuz? Günlük gazeteyi sabah kahvaltısından önce bitiren ya da sosyal medyadaki tartışmalardan birkaç dakika içinde haberdar olanlar arasında mısınız? Birçoğumuzun okuma hızı dakikada 200 kelime civarında. Fakat gözleri ve beyni eğitme yoluyla bilgiyi daha hızlı algılamanın teorik olarak mümkün olduğu söyleniyor.

 

Hızlı okuma programları satan bazı şirketler, dakikada okunan kelime sayısını 1000’e çıkardıklarını iddia ediyor. Bu, Savaş ve Barış’ı 9 saatte, Moby Dick’i ise 3,5 saatte okuyup bitirmek demek. Aklınıza yatmadı mı? Bazıları bunun mümkün olduğunu söylüyor. Peki, hızlı okumak gerçekten mümkün mü ve bu konuda teknolojinin katkısı olabilir mi?

Bütün hızlı okuma tekniklerinin arkasında yatan teori, kelimelerin foveaya daha etkili aktarılmasını sağlamaktır. Göz retinasının ortasındaki fovea, kelimeleri ve harfleri tanımamız için gereken net görüntüyü sağlayan bölgedir. Okurken kelimeden kelimeye odaklanır, yani gözümüzü sektiririz. Fakat bazen sektiğimiz yeni kelime foveanın tam merkezinde değildir ve bu durum onu tanıyıp okumamızı yavaşlatır.

Okumak ve anlamak aynı şey mi?

Birçok hızlı okuma tekniği, yeni kelimenin daima foveada doğru yerde olmasının sağlanmasını içerir. Spritz adlı yeni bir uygulama programını geliştirenler, bunun en kolay yolunun, aynı küçük kutu içinde kelimeleri art arda yanıp söndürmek olduğunu fark etti. Bu kutu içine odaklanan okur, bakışını kaydırmadan her yeni kelimeyi okuyabiliyor. Böylece fazla çaba göstermeksizin daha hızlı okumak mümkün oluyor.

Programı geliştiren şirket, Spritz’i deneyerek bunu kendinizin fark edebileceğini iddia ediyor. Fakat Sidney Üniversitesi’nde bilişsel psikoloji profesörü Sally Andrews, etkili hızlı okumanın bu kadar basit olmadığı düşüncesinde. Spritz bu yıl gazete manşetlerine çıktığında yayınladığı bir analizde Andrews, kelimeleri görüp tanımadan ziyade onları anlamak için harcanan zamanın okumayı yavaşlattığını belirtiyordu. Özellikle uzun ve aşina olmadığımız kelimeleri tanıyıp anlamak daha uzun zaman alıyor.

Andrews’a göre, Spritz, yazılı kelimeyi de konuşurken yaptığımız şekilde işlemden geçirmemizi istiyor. Oysa konuşma sırasında bir kelimeyi kaçırmışsak konuşmacının tonlaması, vurguları, jestleri gibi başka araçlarla o boşluğu doldurarak söyleneni anlama yoluna gideriz. Spritz’in sunduğu şekliyle yazılı kelimeler bu ipuçlarından yoksundur ve bu durum algılamayı zorlaştırır.

Boşlukları doldurmak

Fakat Spritz programını kullananlar algının imkânsız olmadığı görüşünde. Çünkü okurlar bilinçaltı olarak kaçırdıkları kelimelerin yerini doldurmak için eski bilgi ve tecrübelerini kullanır. Yazı tarzı aşina oldukları bir tarz ise Spritz okurunun beyni, kaçırılan kelimeyi tahmin ederek metinden anlam çıkarmayı başarabilir. Fakat Andrews ısrarında devam ediyor: “Aslında insanlar yazarın yazdığını anlamak yerine, tek tek kelime ve deyimleri algılıyor. Okudukları konu hakkında ön bilgileri ne kadar fazlaysa okuduklarından da o kadar parça parça bilgi çıkarabiliyorlar.”

Aslında diğer hızlı okuma teknikleri de okurun kaçırdığı bölümleri kendisinin doldurmasını öngörüyor. Örneğin, PhotoReading adı verilen uygulamada okur bir kitap için çok sayıda ‘paso’ alıyor. Bölüm başlıklarıyla işe başlanarak her pasoda biraz daha ayrıntı ekleniyor. Andrews, bu tür hızlı okuma tekniklerini kullananların aslında metnin sadece bütünlüklü olmayan bir versiyonunu işlemden geçirdiğini söylüyor.

Dakikada kaç kelime algılayabiliriz?

Bu teknikler bazıları için işliyor; ancak yakalanan kelimeler arasındaki boşluklar o kadar büyük olabiliyor ki metni anlamak da imkânsız hale geliyor. Araştırmalar, dakikada işleme konan kelime sayısı 500’ü aştığında algının büyük oranda azaldığını gösteriyor. Başka bir deyişle, yeni bilgiyi alma hızına etkisi olan sınırlamalar olduğunu söylüyor Andrews.

Fakat belki de beyne bilgi ‘yüklemenin’ tek yolu okumak değil. 2011’de Japonya ve ABD’den nörologlar, temel bilgileri özümseme işini geliştirecek bir yöntem bulduklarını iddia etti. Bunlar, deneklerden, beyinleri taramadan geçerken, birbirinden çok az farkı olan üç nesneyi tanımalarını istedi. Daha sonra deneklerin her birine, beyinlerinde aynı işlem modelini yaratacak türden, ama onların bilgisi olmadan, farklı bir işlemi tekrar tekrar yapmaları söylendi. Daha sonra bu kişilerin, sadece şekillere bakmakla yetinen deneklere oranla, gösterilen üç eşyayı daha hızlı tanıdıkları görüldü. Araştırmacılar, farkında olmadan öğrenmenin öğrenmeyi daha etkili kıldığı sonucuna vardı.

Fakat araştırma ekibinin başkanı Takeo Watanabe, bu tekniğin nesne tanımaya ek olarak algılama alanında henüz yapılmadığını, fakat orada da benzer sonuçların beklenebileceğini belirtti.

 

Doğru yazma etkisi

Ancak hızlı okuma adaylarının, hızlı okumak için gelişkin beyin eğitimi tekniklerini beklemek zorunda olmadıkları belirtiliyor. Andrews, kelimelerin doğru yazılışını bilmenin de hızlı okumayı etkilediğini ve yazımla ilgili çalışmaların hızlı okumaya katkıda bulunacağını belirtiyor.

Bu durumda, hatasız kelime yazımı, ileri teknoloji ve beyinle ilgili yeni bilgilerin bizi dakikada 500 kelimeden fazla okuyup anlama başarısına götüreceğini söyleyebilir miyiz? “Bu milyon dolarlık bir soru, ama cevabını bilmiyorum,” diyor Andrews.

ileGenç Akademi

İNGİLİZCEYİ UNUTMAMAK İÇİN NE YAPMALISINIZ?

Aslında burada ne bildiğiniz de çok önemli. Bilgi dü­zeyiniz çok düşükse, bu kitaptaki sisteme göre öğrenme­ye devam etmelisiniz, yaşamaya devam etmelisiniz, daha önce de belirttiğim gibi dil öğreniminde bir son nokta koyma yeri yoktur. Başlamışsınızdır ve artık onu hayatınız boyunca kullanırsınız geliştirirsiniz. Bilginizi geliştirmeye, dil­den kopmamaya bakın. Kitap okumaktan hoşlanıyorsanız. Önce çeşitli yayın evlerine ait sadeleştirilmiş kitapları okuyun. Bu kitaplar yayın evinin anlayışına göre aşama, aşama numaralandırılmıştır. Bu kitaplar genelde altı aşama olarak hazırlanmıştır. Önce en düşük aşamayı seçin, bu kitapların toplam kaç kelimeden oluştuğu üzerlerinde belirtilir. Anlayabiliyorsanız bir sonraki aşamaya geçin. Hem kültürünüzü, hem de dilinizi bu şekilde geliştirmiş olursunuz. Bu şekilde bütün İngiliz Edebiyatının klasiklerini okuyabilirsiniz. Daha son­ra bu kitapları anlamakta zorlanmıyorsanız, normal kitap­lara geçiş yapabilirsiniz. Tabi belirli bir aşamada takılıp ka­lırsanız, dilinizi geliştirmeye bakın.

Bu bahsettiğim kitapların son seviyesine kadar başarı­lı bir şekilde okuyabilmeniz için gramere hakimiyetiniz tam olmalı. Fakat ilk seviyelerde aynı şey geçerli değil. Mutlaka bir seviye size hitap ediyordur. En azından 400 kelime içerenleri size göredir. Eğer değilse öğrenme işle­mine devam. Kitap okumak sizi sıkıyorsa, bu tarzda hazır­lanmış kasetler vardır. Bütün bunlar da sizi sıkıyorsa hayat içerisinde hiç çaba sarf etmeden dilinizi geliştirmek istiyor­sanız bu dilin kullanıldığı sektörlerde bir iş bulabilirsiniz, az da olsa konuşmaları anlıyorsanız, televizyon seyredebi­lirsiniz. Tabi televizyon seyretmek ya da kitap okumak, ka­set dinlemek geliştirme faaliyetiniz olmadığı taktirde yal­nızca bildiklerinizi unutmamada faydalı olacaktır. Unutma­yın daha fazla bilgiye sahip olmak istiyorsanız, çaba sarf etmeniz gerekecek.

İngilizce’yi nekadar zamanda öğrenebilirim?

Dil öğrenmek kesinlikle zaman işidir. Düşündüğünüz gibi üç ay ya da dört ayda dili tamamen öğrenemeyecek­siniz. Oldukça uzun zaman alacak fakat bu oldukça uzun bir zaman bekleyeceksiniz manasına da gelmiyor. Daha önce de söylediğim gibi siz dili kullanmaya başlayın. Bilim adamları yoğun yani hakkı verilmiş bir çalışmayla, bunu iki yılda başarabileceğinizi izah ederler. Hatta birçok İngi­lizce öğretim setleri hemen hemen bu zamana endekslenmiştir. Maalesef bu zamanı kısaltmanın kolay bir yolu yok. Ama bu kesinlikle tam iki yıl bekleyeceksiniz anlamına gelmiyor. Sakın pes etmeyelim. Dört ay içerisinde inanın bana artık birçok şeyi ifade edebilecek hemen, hemen is­tediğiniz her cümleyi kurabileceksiniz.

İngilizce bildiklerimi unutmamak için ne yapmalıyım?

Aslında burada ne bildiğiniz de çok önemli. Bilgi dü­zeyiniz çok düşükse, bu kitaptaki sisteme göre öğrenme­ye devam etmelisiniz, yaşamaya devam etmelisiniz, daha önce de belirttiğim gibi dil öğreniminde bir son nokta koyma yeri yoktur. Başlamışsınızdır ve artık onu hayatınız boyunca kullanırsınız geliştirirsiniz. Bilginizi geliştirmeye, dil­den kopmamaya bakın. Kitap okumaktan hoşlanıyorsanız. Önce çeşitli yayın evlerine ait sadeleştirilmiş kitapları okuyun. Bu kitaplar yayın evinin anlayışına göre aşama, aşamanumaralandırılmıştır. Bu kitaplar genelde altı aşama olarak hazırlanmıştır. Önce en düşük aşamayı seçin, bu kitapların toplam kaç kelimeden oluştuğu üzerlerinde belirtilir. Anlayabiliyorsanız bir sonraki aşamaya geçin. Hem kültürünüzü, hem de dilinizi bu şekilde geliştirmiş olursunuz. Bu şekilde bütün İngiliz Edebiyatının klasiklerini okuyabilirsiniz. Daha son­ra bu kitapları anlamakta zorlanmıyorsanız, normal kitap­lara geçiş yapabilirsiniz. Tabi belirli bir aşamada takılıp ka­lırsanız, dilinizi geliştirmeye bakın.

Bu bahsettiğim kitapların son seviyesine kadar başarı­lı bir şekilde okuyabilmeniz için gramere hakimiyetiniz tam olmalı. Fakat ilk seviyelerde aynı şey geçerli değil. Mutlaka bir seviye size hitap ediyordur. En azından 400 kelime içerenleri size göredir. Eğer değilse öğrenme işle­mine devam. Kitap okumak sizi sıkıyorsa, bu tarzda hazır­lanmış kasetler vardır. Bütün bunlar da sizi sıkıyorsa hayat içerisinde hiç çaba sarf etmeden dilinizi geliştirmek istiyor­sanız bu dilin kullanıldığı sektörlerde bir iş bulabilirsiniz, az da olsa konuşmaları anlıyorsanız, televizyon seyredebi­lirsiniz. Tabi televizyon seyretmek ya da kitap okumak, ka­set dinlemek geliştirme faaliyetiniz olmadığı taktirde yal­nızca bildiklerinizi unutmamada faydalı olacaktır. Unutma­yın daha fazla bilgiye sahip olmak istiyorsanız, çaba sarf etmeniz gerekecek.

 

İngilizce’yi nekadar zamanda öğrenebilirim?

Dil öğrenmek kesinlikle zaman işidir. Düşündüğünüz gibi üç ay ya da dört ayda dili tamamen öğrenemeyecek­siniz. Oldukça uzun zaman alacak fakat bu oldukça uzun bir zaman bekleyeceksiniz manasına da gelmiyor. Daha önce de söylediğim gibi siz dili kullanmaya başlayın. Bilim adamları yoğun yani hakkı verilmiş bir çalışmayla, bunu iki yılda başarabileceğinizi izah ederler. Hatta birçok İngi­lizce öğretim setleri hemen hemen bu zamana endekslenmiştir. Maalesef bu zamanı kısaltmanın kolay bir yolu yok. Ama bu kesinlikle tam iki yıl bekleyeceksiniz anlamına gelmiyor. Sakın pes etmeyelim. Dört ay içerisinde inanın bana artık birçok şeyi ifade edebilecek hemen, hemen is­tediğiniz her cümleyi kurabileceksiniz.

Normal bir İngilizce metni tam anlamıyla anlayarak okumak ya da seri konuşmalar yapmak, karşımızdaki dili kullanan kişiyi seri olarak anlamak zaman alacaktır. Aslın­da İngilizce’yi öğrenmeye başladığımız an süreç başlamış­tır. Kendi çapımızda onu kullanmaya başlamışızdır. Bunu olağan karşılayıp bunu yaşamımıza uydurmalıyız. Dün başlasaydık bugün oldukça yol kat etmiş olacaktık. Peki başlamadık zaman geçmedi mi? Tabi ki geçti. Öyleyse da­ha fazla kayba tahammülümüz olmamalı. Kendi kendimi­ze devam demeliyiz.

Yurtdışında İngilizce eğitim nasıl? Neler bilmeliyim?

İngilizce’yi öğrenmenin en kolay ve en pahalı yolu ta­bii ki bu dilin konuşulduğu yere gidip orda kurs almaktır. Kurs almaktır diyorum çünkü belirli bir yaştan sonra bunu yalnız başınıza zaman içerisinde öğrenmeniz çok zordur. Öğrendikleriniz de yalnızca günlük hayatta kullanabilece­ğiniz birkaç klişe cümleyi geçemeyecektir. İster istemez dil ile aktif olarak ilgilenmeniz gerekmektedir, Amerika’da yıl­lardır yaşayan hatta bir Amerikalı ile evli bir arkadaşımı si­ze örnek gösterebilirim. Henüz üç yıldır Amerika’da, gitti­ğinde tek kelime bilmezdi ama artık birkaç kelime biliyor diyebilirim. Yani aslında sizin deyiminizle kendi derdini anlatıyor olmalı. Onunla en son Amerikan Konsolosluğun­da karşılaşmıştım. “Şimdi bu adamlara derdimi nasıl anla­tacağım.” diye dert yanıyordu. Buradan da anlaşılacağı gi­bi Amerika’da bir Amerikalı ile üç yıl geçirmek onun dil problemini çözememiş. Tabii onun amacı dil öğrenmek değildi. Sorun da zaten buradan kaynaklanıyor.

 

Teknik İngilizce nasıl öğrenilir?

Çok defadır teknik İngilizce denilince başka şeyler dü­şünüldüğüne tanık olmuşumdur. (Tıpkı gramer denince Kolay İngilizce diye bir şeyin akla gelmesi gibi. Komik değil mi?. Kitap yazı dilidir! Sağır duymaz uydurur misali bi­ri uydurmuş.) Sanki hemen akıllara İngilizce’den başka bir İngilizce’nin var olduğu gelir. Böyle bir şey tabi ki yoktur. İngilizce tektir. İş İngilizcesi, turizm İngilizcesi, sokak İngilizcesi denilince akıllara hemen öğrenebileceğiniz İngiliz­ce’nin başka bir türü gelmesin. Eğer bu türden kesin bir konuya ilgi duyuyorsanız önce İngilizce öğrenmeye baş­larsınız daha sonra ihtisas konunuzla ilgilenirseniz. Tekstil işindeyseniz, bu konuda ekstradan bilgi ihtiyacı duyarsı­nız. Gerçekte de bu böyledir. Bir normal Türkçe konuşur­sunuz; bir de mühendis olduğunuzu düşünün ya da mu­hasebeci. Mesela, muhasebeci olarak Türkçe de ihtiyacınız olan ekstra kelimeler vardır.

Gerçek hayatta çoğu kimse bu kelimelerin varlığından bile haberdar değildir. Ama sizin bilmeniz gerekir. Diğer insanlar da Türkçe bildiği halde bunları bilmez, çok da bil­mesi gerekmez. İngilizce için de aynıdır. Önce İngilizce’yi temel düzeyde öğrenirsiniz sonra iştigal konunuzla ilgili ekstradan bilmeniz gereken diğer kelimeler vardır. Bu yalnızca kelimeyle sınırlıdır. Dilbilgisinde kesinlikle hiçbir farklılık yoktur. Tek fark konunuzla ilgili ekstra kelimeler­den ibarettir. İngilizce’den ayn bir İngilizce yoktur.