Etiket arşivi ingilizce eğitmi

ileGenç Akademi

YABANCI DİL ÖĞRENİMİNDE ANADİLİN ROLÜ

Yeni bir dili herkes kendi ülkesinde öğrenmeye başlıyor. İmkanlar kendi ülkenizde öğrenmek istediğiniz yabancı dil  ile iletişime geçebilmemiz için çok kısıtlı. Seçeneklerimiz arasında bu dili öğrenmek için, kursa gitmek, özel ders almak ya da kendi kendimize bir başlangıçta bulunmak var. Bununla beraber, her ne şekilde olursa olsun gerçek olan bu dili kendi ülkenizde öğreneceğinizdir. Gittiğiniz kursta öğretme teknikleri sizinde göreceğiniz gibi dil bilgisi öğretimine dayalı bir öğretim olacak. Zaten dünyada en yaygın olanı da bu. Öğretmen; sıfat, fiil, özne, yüklem, nesne, bağlaç, edat gibi daha birçok dilbilgisi ile ilgili terimlerin ana başlıkları altında bize bu dili anlatmaya başlayacak. Eğer Türkçenin dilbilgisini bilmiyor ve de bu terimlere yabancıysak işimiz doğal olarak zorlaşacaktır. Çünkü her ne şekilde olursa olsun, bir dilde cümleler kurmak istiyorsak, öncelikle ögelerinin her biri yapı taşı olan o dilin dilbilgisini bilmek zorundayız ve dahası bildiğimiz kelimelerin fiil mi, sıfat mı, yoksa zarf mı olduğunun tasnifini yapabilmeliyiz. Aksi takdirde hangi kelimenin cümle içerisinde nerede ve nasıl kullanılacağını bilmemiz zor olur. Ve derslerde sürekli bu terimleri duyduğumuzdan dolayı konuları anlamamız daha da zorlaşacaktır.

 

Öyle veya böyle sıfatın, fiilin, bağlacın, edatın, öznenin, nesnenin ne olduğunu bilmek zorundayız. Bunların yapısı İngilizce’de aynen geçerlidir. Yani özne Türkçe’de neyi ifade ediyorsa İngilizce’de de aynı şeyi ifade ediyordur. Farkı sadece cümlede kullanıldığı yerdir. Mesela zarf, yani zaman bildiren ifadeler İngilizce’de kural olarak en sonda ifade edilirken Türkçe’de bu şekilde değildir. Dolayısıyla önce bildiğimiz şeyin zarf olduğunu bilmeli sonra bunu cümle kurduğumuz zaman en sona koymalıyız.

Türkçenin gramerini bilmek işimizi son derece kolaylaştıracaktır. Dili öğrenirken mantık aramalıyız, kıyaslar yapmalıyız bu konuda sonuca ulaşmamız için dil bilgisi bilgimiz çok önemlidir. Aklınıza hemen “Hangi Amerikalı konuştuğu kelimelerin sıfat mı yada isim mi olduğunu biliyor?” diye bir soru gelebilir. Cevap olarak müsterih olun çoğu bunu bilmiyordur diyebilirim. Bilmekte isteyeceğini sanmıyorum! Aynı şey Türkçe konuşan bir çok Türk için de geçerlidir. Fakat bunu bu şekilde değerlendirmek yanlıştır. İngilizcenin dil bilgisini öğrenmek bizim için gereksiz gibi gelebilir.

 

Hepimiz çok güzel bir şekilde anadilimizi konuşuyor olabiliriz. Üstelik sıfat ve zarfın ne olduğunu da bilmiyor olabiliriz. Sizce biz dahi miyiz? Kesinlikle hayır. Bu tamamen etrafımızdaki herkesin konuştuğumuz dili konuştuğundan kaynaklanmaktadır. Bu şekilde yıllarca dinleme yaparak bizde sonunda konuşmaya başladık. Aynı kelimeyi, aynı cümleyi, binlerce, on binlerce defa duyduk. Konuşulan anı yaşadık. Ağlayınca insanlar bize sus dedi ve sustuk. “sus” kelimesinin dil bilgisinde neye karşılık geldiğini belki yetişkin olduğumuz zaman öğrendik. Ama ilk önce öğrendiğimiz şey “sus” denildiği zaman susmak oldu. Çünkü “Susma”nın da ne olduğunu daha önce görmüştük. Bu şekilde binlerce, on binlerce kelimeyi, yerinde yaşayarak, aynı cümle içerisinde defalarca duyduk ve öğrendik.

Okulda kitaplar okumaya başladık, evde televizyon seyretmeye devam ettik. Beynimize sürekli bir bilgi girişi oldu. Sizce bu şartlarda birinin sıfatın ya da fiilin ne olduğunu bilmesine ihtiyacı olabilir mi? Biz bütün bu faaliyetler sonucu ana dilimizdeki ulaştığımız sonuca, İngilizcede de yalnızca bir kaç saatimizi ayırarak ulaşmaya çalışacağız. Etrafımızda ana dilimizdeki gibi doğal bir ortam olmayacak bu yüzden bizim İngilizcenin dil bilgisini bilmemiz gerekecek. Zaten zor bir şey değil. Dil bilgisi dediysem profesörü olun da demedim. İngilizce dersinde öğretmeniniz size zarftan bahsederken yada fiilden, bunları bilmiyorsanız lütfen sorun ve öğrenin. Bu türden durumlara bizzat kendim en uç örneklere kadar tanıklık ettim. Saatlerce zarf ile ilgili bir konuyu anlatırken zarfın ne olduğunu bilmeyen insanları olduğunu keşfettim. Akıllarına nedense “Hocam önce şu zarfın ne olduğunu tarif eder misiniz?” diye sormak gelmemişti yada sormaya çekinmişlerdi. Bunun için bu tür durumlara dikkat edelim. Türkçenin dil bilgisini biliyorsak bahsedilen terimlere aşinalığımız varsa zaten sorunumuz yok demektir.

 

 

 

Tıpkı İngilizce pratik kitaplarındaki gibi. Belirli cümleler ezberin ötesinde size verilmeye çalışılıyor. Ve siz onlara belirli cevaplar veriyorsunuz. İyi de bu şekilde kaç cümle ezberleyebilirsiniz yada öğrenebilirsiniz? Ya da konuştuğunuz kişi sizin söylediklerinize sizin öğrendikleriniz gibi cevap vermek zorunda mı? Ya farklı cevap verirse? Hayatımız boyunca milyonlarca değişik cümle kuruyoruz bunun hangi birini bu şekilde öğrenebiliriz. Çünkü bu sisteme göre üretim yapmamız zor. Her durumu ya da bir benzerini öğrenmemiz gerekir. Bir çeşit doğal bir ortam oluşturulmaya çalışılıyor. Bunu Türkiye’de başarmak zaten ayrı bir zorluktur. Yurt dışında belki bir yere kadar diyebilirsiniz. Böyle bir sistemde istediğiniz şeyi ifade edebilmeniz için o durumu daha önce yaşayarak öğrenmiş olmanız gerekiyor. Bu kadar çok şeyi ne size birileri öğretebilir ne de öğrenmek için bu kadar fazla zamanınız olur.

Dünyanın en iyi üniversitelerinde bile klasik sistemle dil öğretilmektedir. Tıpkı burada anlatmaya, her satırda anlatmaya çalıştığım gibi yaşayarak, hayatın içinde zamanla, dil bilgisi kurallarını kavrayarak öğrenme yolu. Belirli bir yaştan sonra İngilizce konuşulan bir ülkeye dahi gitseniz eğitim almadan İngilizceyi caddelerde öğrenmeniz çok ama çok zaman alır. Oysaki Türkiye’de ciddi bir çalışma size daha iyi yardımcı olur. Yurt dışında yıllarca kalıp da İngilizceyi öğrenememiş bir sürü insanda yok değil.